Gri Günler

Yağmur... Çoğu zaman olduğu gibi yine geç kalktım. Kahvemi içip Aşil’i gezdirdikten sonra bol çeşitli bir pazar kahvaltısında sıra... Kahvaltı tam bizim oralar kokuyor; zahter, sürk ve en sevdiğim Samandağ biberli domates kavurması daha ne olsun... Huzurluyum böyle gri havalarda sanki ruh halimin yansıması, dışa vurumu gibi. Enteresan ama Chopin açtım, ilk defa bu kadar anlamlı ve güzel geliyor bana klasik müzik.

Aşil yanımda, müziğim açık, kahvaltı efsane, günlerden pazar ve ben kendimi huzurlu hissediyorum. Kafamı kurcalayan boktan düşünceler ve boktan insanlar yerini iyi ve güzel insanlara, umutlu ve güzel düşüncelere bırakıyor. Bu arada bu Chopin gerçekten muhteşemmiş :) Arada bir müziğe dalıyor, bana bi şeyler anlattıkça yazıyorum, bugün de böyle olsun...

İnsanlar belirli bir kalıba sığamayacak kadar karmaşıkmış. Binbir türlü ruh hali olan insanları kabullenmek ve beraber o karmaşanın içinden çıkmak gerekmiş ama en önemlisi yan yana olmakmış, omuz omuza savaşmakmış, gülmek, eğlenmek, ağlamak ve galip gelmekmiş beraber. Kaçan insanları, pes edenleri bu dünyada sevecek çok nadir insan vardır. Dünya bir nevi savaş alanı çoğu zaman, eskiden savaş alanından kaçan insanlar, eğer hala yaşamayı becermişlerse cezaları ölümmüş. Ben de öldürdüm korkakları, ihanet edenleri içimde. Dünya bir oyun bahçesi diyenleri hiçbir zaman samimi bulmadım mesela...



Dünyayı oyun bahçesi sananlar; insanlarla oyun oynamaktan çekinmezler.

...



3 gün oldu. Aralıksız yağıyor, durmadan yağıyor İstanbul’un her yerini temizliyor yağmur. Rüzgar öyle güzel esiyor ki alıp götürüyor uzaklara geçmişteki tüm pislikleri. Ağaçların dallarında kalmaya direnen üç beş yaprağı da söküyor yerinden, fırlatıp atıyor rengarenk giysilerini ağaçların, çırılçıplak olacaksınız, kimsenin üstünde süslü elbiseler kalmayacak diyor. Gömülün evinize, odanıza, yatağınıza çıkmayın dışarıya diyor. Çıkarsanız eğer sizi de sırılsıklam eder ıslatırım, fırlatır atarım bir köşeye o yapraklar gibi. En güzel yapraklı ağaçlar bile dayanamadı bana, siz kim oluyorsunuz ki diyor. Güzel sevemeyenlerin hiç şansı yok bu havalarda ama seveni aldatanlar, iki yüzlüler, düzenbazlar beklemesin boşa, temizlemeyecek günahlarınızı bu yağmur bu fırtına. Zamanı geldiğinde öyle bir fırtına öyle bir sel götürecek ki onları, tutunamayacaklar tek bir oduna, kapılıp gidecekler ve boğulacaklar pislikleri alıp götüren akıntıda. Neyse ki bunu hiç bilemeyecekler. Doğuştan körlerin gözlerinin açıldığını ancak Yeşilçam’da görürdük, zaten öyle filmler de çekilmiyor artık.


...


Kahveeeeeğğ!!!!

Onsuz uyanamıyor, onsuz uyuyamıyorum. Tiamo; Orta koyu kahve! Memleketten istediğim şeylerin en başında tabi ki o var. İster Sahil Kuruyemiş olsun, ister bi mahalle bakkalı. Yeter ki bana birisi o koyu kahvemi yollasın. Leblebi tozu gibi olan açık kahveleri içmekten nefret ediyorum ve kahvem yeniden azaldı. Oraya gittiğimde kahve ve içli köfteyle dolduracağım tüm valizimi, özledim bu aralar memleketimi. Ne lan bu kafiyeli kafiyeli şeyler çıkıyor bu aralar benden...

Chopin açık yine belki onun etkisidir:) Aşil de ben de çok yiyoruz bu aralar, dikkat etmemiz gerek. Sıkılıyoruz sıkıntıdan yiyoruz herhalde şerefsizle karşılıklı. Kimseye güvenip bırakamıyorum da sıpayı. Kaçamıyorum şöyle bi memlekete, tatile ya da nefes almaya aşırı ihtiyacım var aylardır. O da olur bi ara... Dört gözle bekleyenler ve korkularından tirtir titreyenler birikti zaten memlekette. Neyse yeterli bu kadar. Bu yazım da böyle olsun. Yağmurlu, gri, güzel günler ve kahvaltım beni bekler.

Yine görüşürüz.


Yazının Şarkısı : Chopin - Spring Waltz




© 2021 by TAYLAN ÖZERAKMAN.

 Proudly created with Wix.com

  • Grey Instagram Icon
  • Grey Twitter Icon
  • Grey YouTube Icon
  • Gri LinkedIn Simge
  • Grey Facebook Icon